Önce İnsan Sonra Haber

‘Hazine’ özel kelimedir...

Türkiye'de BOTAŞ’ın hangi fiyattan ithalat yaptığı açıklanmıyor ancak bu rakamın 240 dolar civarında olduğu tahmin ediliyor; sektördeki yetkililer, ilgililer böyle bir rakam telaffuz ediyorlar.

Gündem 27 Şubat 2020 Perşembe / 1 ay önce
‘Hazine’ özel kelimedir...

Ekleyen: Kozmiktürk

Kozmiktürk-Haber Merkezi

Torba Yasa’nın Plan Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmelerinde ciddi eleştiriler gündeme getirildi. Komisyon’un yıldız isimlerinden CHP İstanbul Milletvekili Akif Hamzaçebi sık sık söz alarak tespit ettiği eksik ve yanlışlar hakkında fikirlerini ifade etti. Hamzaçebi’nin detaycı bakışı yazım yanlışlarında da kendini gösterdi. ‘Hazine taşınmazları’ ifadesine tepki gösteren Hamzaçebi, ““Hazine taşınmazları” diye bir kavram yok. Ya ‘hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar’ diyeceksiniz ya da daha geniş bir kavram kullanmak istiyorsanız ‘hazinenin özel mülkiyetindeki ve devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlar’ demek lazım. ‘Hazine’nin ‘h’si de büyük olacak, onu söyleyeyim; ‘hazine’ özel kelimedir. O yazımı düzeltmekte yarar var” dedi.

İşte Hamzaçebi’nin komisyondaki konuşmalarından kesitler:

Enerjiyle ilgili, elektrik enerjisiyle ilgili bir kanunu görüşürken asıl konuşulması gereken konu, Türkiye'de elektrik üretiminin maliyeti nedir, üyesi olmaya çalıştığımız AB’deki, AB ülkelerindeki maliyeti nedir? Özellikle, doğal gaz kaynaklı elektrik enerjisi üretimindeki bu fiyat önemli.

Türkiye'de BOTAŞ’ın hangi fiyattan ithalat yaptığı açıklanmıyor ancak bu rakamın 240 dolar civarında olduğu tahmin ediliyor; sektördeki yetkililer, ilgililer böyle bir rakam telaffuz ediyorlar. Avrupa Birliğinde bu rakam 200 doların altında. Spot piyasadaki alımları düşündüğümüzde Avrupa’daki rakamın 165 dolar seviyelerine kadar indiği söyleniyor. Sayın Enerji Bakan Yardımcısı, bu konuda, Komisyonu, milletvekillerini bilgilendirirse iyi olur. Türkiye'de bu maliyet, elektrik üretiminde kullanılan doğal gazın ithalatının maliyeti nedir; AB ülkelerinde nedir? Türkiye, kanımca, pahalı elektrik tüketiyor. Bu pahalı elektriği nasıl ucuzlatacağız? Ana meselemiz budur aslında. Bu, hem tüketiciler için hem imalat sanayisi için hem ekonomideki diğer sektörler için de son derece önemlidir.

İkinci olarak, maddeyle ilgili bir iki hususu söyleyeceğim. Biri, çerçeve maddede yer alan madde 4’ün birinci fıkrasında kamu ve hazine taşınmazlarından söz ediliyor. “Kamu taşınmazları” kavramı çok geniş bir kavramdır. Kamu taşınmazı, hazine taşınmazını da kapsamına alır. Kamu, bir ülkede, o ülkede yaşayan vatandaşlara hizmet veren devlet kurumlarının tamamıdır; buna belediye de girer, merkezî yönetimdeki kurumlar da girer, EPDK de girer. Belki belediye şirketlerinin bile girebileceğini söyleyebiliriz.

İki: “Hazine taşınmazları” diye bir kavram yok. Ya “hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar” diyeceksiniz ya da daha geniş bir kavram kullanmak istiyorsanız “hazinenin özel mülkiyetindeki ve devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlar” demek lazım. “Hazine”nin “h”si de büyük olacak, onu söyleyeyim; “hazine” özel kelimedir. O yazımı düzeltmekte yarar var.

HER İŞİ ACELE Mİ YAPACAĞIZ?

*Şöyle bir akım var: Basit yargılama usulünü giderek genişletiyoruz. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda yer alan bu müesseseyi, devletin yapacağı bütün işleri kapsayacak şekilde, aşırı bir şekilde genişletiyoruz. Bu teklifte, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’ndaki irtifak hakkı iptallerine ilişkin davaların basit yargılama usulüyle görüleceğine dair bir madde var. Burada bir basit yargılama var bir de acele kamulaştırma. Her işi de acele yapacağız. İlgili 4’üncü maddede yani 5336 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun’un 4’üncü maddesinde “acele kamulaştırma” yok. Sektörle ilgili diğer kanunlardaki hükümlerden yararlanılarak uygulamada böyle bir yola gidiliyor. Buraya acele kamulaştırmayla ilgili bir yetki konulmuş durumda. Acele kamulaştırmada – biliyorsunuz- kıymet takdiri işlemi beklenmeksizin kamulaştırma işlemi yapılabiliyor. Şimdi, maddenin 1’inci fıkrasında Enerji Bakan Yardımcımız Sayın Tancan vatandaşı güvence altına alan bir hüküm olduğunu ifade etti.

Hüküm şöyle: “2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 10’uncu maddesine göre kamulaştırma bedelinin tespitiyle Hazine adına tescil isteğinde bulunulduğuna dair mahkemeden alınacak belge tapu idaresine ibraz edilmediği takdirde kamulaştırmayla ilgili tapu siciline konulmuş olan şerh tapu sicilinden resen silinir.” Bu güzel, kıymet takdiri yapılacak. Ama acele kamulaştırmaya geldiğimizde kıymet takdiri, biliyorsunuz, yapılmıyor. Kıymet takdiri daha sonra yapılacak. Onun ne zaman yapılacağını bilmiyoruz ve bu işlerle ilgili muhtelif Bakanlar Kurulu kararlarına ve Cumhurbaşkanı kararlarına baktım, sürekli olarak acele kamulaştırma kararı alınmış. Yani ikinci fıkradaki normal kamulaştırma usulü uygulanmayacak, acele kamulaştırma uygulanacak. Acele kamulaştırmada da kıymet takdiri sonradan yapılacak. Bu, vatandaşın mağdur olması demektir. Acele kamulaştırma şart mıdır? Niye her işi acele yapıyoruz? Bırakalım normal kamulaştırma, 2942 sayılı Kanun’a göre acele olmayan bir kamulaştırma süreci içerisinde bu kamulaştırmaları yapalım.

CUMHURBAŞKANI’NA YETKİ VERİYORSUNUZ, DOĞRU…

*Sayın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı; teklifin 1’inci maddesi 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’a bir madde ilavesi öngörüyor. Maddeye göre, kanunda bahsedilen umumi hayata müessir afet olması hâlinde, afet yaşanılan yerlerde elektrik ve doğal gaz tüketim bedellerinin tahakkuk ve tahsilatının bir yıl süreyle ertelenmesi konusunda Cumhurbaşkanına yetki veriliyor. Bu doğru bir düzenleme. Aslında, 7269 sayılı Kanun’a böyle bir madde bugüne kadar neden konulmamış, onun üzerinde belki durmak gerekir.

Erteleme yapılınca, doğal olarak, gecikme zammını devletin üstlenmesi gerekir çünkü özel sektör alacağını alamıyorsa elbette ki onun gecikme zammını da birisinin ödemesi lazım. Vatandaş ödemeyeceğine göre, bu ödemeyi devletin üstlenmesi doğrudur. Belki burada gecikme zammı oranını konuşmakta yarar olabilir çünkü 6183 sayılı Kanun’a göre uygulanan gecikme zammı, kamu alacağını güvence altına almanın gereği olarak bir miktar yüksek tutulmuştur, bir miktar yüksektir. Yani özellikle vergi mükellefleri vergiyi bir finansman aracı olarak kullanmasınlar diye, kredi faizinden aşağı olmamak üzere, bir gecikme zammı oranını Hazine ve Maliye Bakanlığı daima belirler. Bu oranı konuşmak daha doğrudur. Bir bedel ödenmeli, bir gecikme zammı ödenmeli ama bunun oranı ne olmalı; bunun üzerinde durmak belki uygun olur.

Diğer maddede, 13’üncü maddede birkaç tereddüdüm var, o da şu: Maden Kanunu’nda mücbir sebeplerin varlığı hâlinde mali yükümlülüklerin ertelenmesine ilişkin bir düzenleme yapılıyor. Bu erteleme mücbir sebebin varlığı süresince olacak ancak bu mücbir sebepler nelerdir? Maden Kanunu’nda sayılıyor mu bunlar, yoksa genel hükümlere mi gidiliyor?

NEDEN TEVSİK YAZIYORSUNUZ?

*Maddenin fıkrasında “Bu hükmün uygulanması için mücbir sebebin malum olması veya ilgililer tarafından ispat veya tevsik edilmesi gerekir.” hükmü var. “İspat” demek yeterli değil mi yani neden tevsiki ayrıca yazıyorsunuz? Tevsik, ispatın içindedir. Tevsik, belgeyle olayı ispatlamaktır.

Bir de “mücbir sebeplerden herhangi birinin bulunması” diyorsunuz birinci fıkrada, daha sonra üçüncü fıkrada “mücbir sebep sayılan haller” diyorsunuz. Bu ikisi, bu iki kavram uygulamada sorun yaratır mı, bir de onu sizin dikkatinize sunuyorum.

Maddedeki, bu, mücbir sebeplerle ilgili çelişki yaratabilecek, uygulamada sorun yaratabilecek bir hususu biraz daha açık cümlelerle ifade etmek istiyorum. Bir kere “mücbir sebep sayılan haller” ifadesini kesinlikle düzeltmek lazım. Birinci fıkrada mücbir sebeplerden söz ediliyor, ikinci fıkrada mücbir sebepten söz ediliyor, üçüncü fıkraya gelince “mücbir sebep sayılan haller” diyoruz. Onu “mücbir sebep hâlleri” diye değiştirmekte yarar var. Sanki kanunda “Tanımlar” maddesinde sayılan mücbir sebepler dışında ayrıca Bakanlık aldığı yetkiyle mücbir sebep sayılan başka hâlleri de belirleyebilecek gibi bir anlam çıkıyor buradan. Niyet o değil ama böyle bir anlam çıkıyor, onu düzeltmekte yarar var.

Birinci fıkranın ilk cümlesinde şöyle diyorsunuz: “Mücbir sebeplerden herhangi birinin bulunması halinde Bakanlık tarafından bu Kanun kapsamındaki mali yükümlülüklerin ve/veya beyanların ertelenmesi ile mali yükümlülüklerin taksitlendirilmesine karar verilebilir.” Bakanlık yetki alıyor, sorun yok. Son fıkraya geliyoruz: “Bakanlık, mücbir sebep sayılan haller nedeniyle; bölge, il, ilçe, mahal veya afete maruz kalanlar itibarıyla mücbir sebep hali ilan etmeye…” Burada başka bir yetki alıyor Bakanlık, mücbir sebep hâli ilan etme konusunda yetki alıyor. “…ve bu sürede bu Kanunda belirlenen mali yükümlülüklerden yerine getirilemeyecek olanları tespit etmeye yetkilidir.” Bu “mali yükümlülüklerden yerine getirilemeyecek olanlar” derken birinci fıkradaki yetki kapsamına giren işlemlerden daha farklı bir şeyi kastediyorsunuz, öyle anlıyorum ben. İlk fıkraya göre Bakanlık beyanları erteleyebilir, yükümlülüklerin taksitlendirilmesine karar verebilir. Daha sonra “bu yükümlülüklerden yerine getirilemeyecek olanlar” derken, örneğin bir maden ocağında sel meydana geldi, yangın meydana geldi, grizu patlaması meydana geldi; o maden nedeniyle ödenmesi gereken maden hakkını ödetmeyecek mi Bakanlık? “Yerine getirilemeyecek olanları tespit etmeye yetkilidir.” cümlesi başka bir anlama geliyor burada. Bence birinci fıkradaki yetki ile son fıkradaki yetkiyi ya birinci fıkrada ya son fıkrada birleştirin; 2 ayrı yetki var gibi gözüküyor burada.

Birinci fıkrada, Bakanlık mücbir sebep hâli ilan etmiyor, sadece, mücbir sebeple ilgili bir başvuru yapıyor maden ocağı işletmesi “Benim madenimde grizu patlaması meydana geldi, belgeleriyle size sunuyorum, yükümlülüklerimi erteleyin.” diye; değil mi? Ama son fıkrada, mücbir sebep hâli ilan edecek Bakanlık; bu başka bir şey. Bir çelişki var 2 fıkra arasında, onu düzeltip gidermekte, sadeleştirmekte yarar var.

Bir de soracağım soru şudur: Bir maden şirketinin Türkiye'nin muhtelif yerlerinde madenleri var. Bir maden ocağında, Manisa’da, Soma’daki bir maden ocağında grizu patlaması meydana geldi ve başvurdu “Yükümlülüklerimi erteleyin.” diye. Peki, o şirket İstanbul’da bir vergi dairesinin mükellefi, tüm kazancını orada beyan ediyor, katma değer vergisini orada beyan ediyor.

Maden hakkını Manisa’da mı ödüyor, nerede ödüyor bilemiyorum? Gerçi siz, vergi yükümlülüklerini erteleme konusunda bir yetki almıyorsunuz –Maden Kanunu kapsamındaki yükümlülükler bunlar ama- grizu patlaması meydana gelmeyen diğer madenlerdeki yükümlülükleri ertelemeyeceksiniz herhâlde, öyle mi? Bunları bir daha değerlendirmekte yarar var. Yani ilk fıkranın ilk cümlesi ile son fıkradaki yetki cümlesini baştan bir daha ele alıp yeniden yazmakta yarar var.

BU MADDEYİ YENİDEN YAZIN

*13’üncü maddeyle ilgili son bir şey ifade etmek isti yorum. Şimdi, maddenin son fıkrası, Vergi Usul Kanunu’nun 15’inci maddesinin son fıkrasının Maden Kanunu’na uyarlanmış hâli, şimdi iki kanunu karşılaştırdım. Yine, maddenin ikinci fıkrası da Vergi Usul Kanunu’nun 15’inci maddesinin ikinci fıkrasının hemen hemen aynen alınmış hâlidir. Yalnız, Vergi Usul Kanunu sadece beyanname verme hâlini düzenler. Yani vergi ödemek, Vergi Usul Kanunu kapsamında bir vergi ödevi değildir; o, 6183 sayılı Kanun kapsamındadır. Siz, 1’inci maddede devlet hakkının da ödenmesini taksitlendirme konusunda yetki alıyorsunuz, sonra fıkrasında ise –aslında yoruma bağlı, Vergi Usul Kanunu’ndan alınmış olmakla birlikte - ödemeyi de o kapsamda taksitlendirebileceksiniz gibi. Oysa Vergi Usul Kanunu’nun mantığı vergi ödemeyi kapsamına almaz, dolayısıyla Vergi Usul Kanunu hiçbir zaman vergi borçlarının taksitlendirilmesine ilişkin bir hüküm ihtiva etmez. Son fıkra uyarınca da eğer aynı mantığı burada yürütecek olursak siz hiçbir mali yükümlülüğü taksitlendiremezsiniz. Sayın Başkan, bence belki Gelir İdaresinden arkadaşlarla birlikte oturup bu maddeyi tekrar, bir daha yazmakta yarar var.

İkincisi, sınırsız bir yetki alıyor Bakanlık. Ne kadar süreyle erteleyeceksiniz, kaç yıl, bir yıl, iki yıl, üç yıl, beş yıl? Vergi Usul Kanunu der ki: “Mücbir sebebin varlığı hâlinde mücbir sebep kadar süreler işlemez.” Oysa siz daha ileri bir yetki alıyorsunuz, mücbir sebep varsa Bakanlık olarak biz devlet hakkını iki yıl, üç yıl, dört yıl, beş yıl erteleyebiliriz, taksitlendirebiliriz gibi bir yetki alıyorsunuz. Elbette böyle düşünerek bunu yazdınız demiyorum ama maddeden çıkan anlam bu, bunu oturup bir daha, yeniden kaleme kalmakta yarar var.

akifhamzaçebiplanbütçekomisyonutorbayasa