Hayatta neler önemlidir? Basit göründüğü kadar zor bir soru.

Dönemsel olarak, içinde bulunduğumuz ortama, ruh halimize hatta basit ekonomik ya da ruhsal çıkarımıza göre değişkenlik göstermez mi bizim için o an nelerin önemli olduğu? Ancak hayatta tek bir şey ve onun bileşenleri önemlidir. Yaşam ve onu beraber paylaştıklarımız, önem sırasına göre ailemiz, dostlarımız, çevremiz, mahallemiz, şehrimiz, ulusumuz ve insanlık…

İnsan, kendini, ailesini, mahallesini sevmeden evrensel olabilir mi? Güldürmeyin kendinize. Kendine hayrı olmayanın insanlığa ne katkısı olabilir? Ya da ırksal bağnazlık içerisinde kendine ait olmayan her şeyi ve her insanı reddeden, ötekileştiren ayrımcı yaklaşıma “milliyetçi” diyebilmek mümkün mü? Belki çok ileri bir iddia olacak ama solcu olmanın temel unsurlarından birisi halkçı olmak ise, halkını sevmek ise, halkını seven ile milliyetçi olduğunu iddia eden arasında ne fark olabilir? Veya, takıntılı ırkçı, mezhepsel yaklaşımlar hariç, bu kavramlar ne kadar farklı olabilir?

Sol ve ulusalcılık

Birkaç gün önce kadim dostum Şevket Bülent Yahnici ile bir sohbette laf lafı açtı kendini milliyetçi addeden komünist, sosyalist şahsiyetlerden örnekler sıralandı. Bazı arkadaşlar çok yadırgadı. Sosyalizm, insanların eşitliği, kardeşliği, enternasyonalizm ve milliyetçiliğin asla uyuşamayacakları savunuldu bazı arkadaşlar açısından.

Doğrudur. Sosyalizm insanlığın eşitliğini, kardeşliğini savunan bir politik kavramdır. Ancak, sormak lazım arkadaşlara, Nazım Hikmet sosyalist değil miydi? Sosyalist Nazım Hikmet milliyetçi değil miydi? Haşa, Nazım Hikmet’in evrensel bakışı, insan sevgisi, enternasyonel duruşu sorgulanabilir mi? Nasıl izah ederiz o her okuyuşta coştuğumuz Davet şiirini?

“Dörtnala gelip Uzak Asya'dan

Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan

bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

ve ipek bir halıya benzeyen toprak,

bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu,

bu dâvet bizim....

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine,

bu hasret bizim...”

Nerede durulduğu bilinmeli

Her zaman inandım ve söyledim. “Milliyetçilik”, ya da dini kökeninden ayırıp lügat anlamıyla ve dünyevi açıdan yaklaşıp daha doğru kullanımıyla “ulusalcılık” diye tanımlayabileceğimiz duygu ve düşünce birliği asla “izm” ve benzeri kalıplarla ilgili bir konu değil, bir yaşam desturudur. Hatta Ömer Seyfettin misali öyle milliyetçiler vardır ki milliyet kavramını ırksal dar kalıplara sokmaya çalışan hödüklerin bile önderi, yol göstericisi kabul edilirler. Oysaki onlar bu koca ulusun ırksal açıdan görülmek istemeyen unsurlarına da ait olabilirler.

Kurtuluş Savaşı Destanını 1939 ile 1941 arasında üç değişik hapishanede yazan Nazım Hikmet kadar var mıdır Türk ulusunun tüm unsurlarıyla verdiği o muazzam ve dünya mazlum halklarına örnek olan özgürlük ve istiklal mücadelesini daha iyi anlatan bir başka yazar, şair ve hatta tarihçi?

Üç hapishanede bir destan

Olur ya, okumak isteyenler için bir bağlantı da vereyim: https://www.siir.gen.tr/siir/n/nazim_hikmet/kuvayi_milliye.htm. Her okunduğunda insanı o günlere, o büyük mücadeleye ve kesinlikle merkezinde insan, bu vatan ve özgürlük kararlılığı olan bir anlayışa götüren bu büyük şiir-destan, şairinin ne kadar derin ve adanmış bir vatansever, ulusuna adanmış şahsiyet olduğunu sergiler.

Gerçekten, bu destana, veya destanın son dizelerindeki derin anlama eşdeğer bir anlatıma rastladınız mı?

“Sonra.

Sonra, 9 Eylülde İzmir'e girdik

ve Kayserili bir nefer

yanan şehrin kızıltısı içinden gelip

öfkeden, sevinçten, ümitten ağlıya ağlıya,

Güneyden Kuzeye,

Doğudan Batıya,

Türk halkıyla beraber

seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz'i.

Ve biz de burda bitirdik destanımızı.

Biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap,

Türk halkı bağışlasın bizi,

onlar ki toprakta karınca,

suda balık,

havada kuş kadar

çokturlar;

korkak,

cesur,

câhil,

hakîm

ve çocukturlar

ve kahreden

yaratan ki onlardır,

kitabımızda yalnız onların maceraları vardır...”

Müfredata dahil olmalı

Ülkede eksen kayması, kurucu değerlerden uzaklaşma ve hatta vatan hainlerinin isimlerinin caddelere verilmesi gibi abesliklerle uğraşan merkezi ve ister seçilmiş, isterse de kayyum olsun yerel yönetimlerin kulağına duyuralım: Kurtuluş Savaşı Destanı ve Nazım Hikmet orta eğitim müfredatına dahil edilerek ister tarih, ister edebiyat ama mutlaka vatana, ulusa adanma kavramına örnek olarak genç dimağlara nakşedilmelidir. Bu şekilde belki Cumhuriyetimiz bu büyük evladına karşı işlediği büyük ayıbı bir nebze hafifletebilir.