Doğrudur, ben ne heykelden ne de resimden anlarım. Anlamam da gerekmiyor. Büst ile heykel arasındaki farkı “bile” bilmeyenlerden de sayılabilirim. Sıkıntı yok, bilmem de gerekmiyor.

Ancak, imkanım oldu Dr. Fazıl Küçük ile defalarca mülakat yaptım, sohbette bulundum, kahvesini içtim Halkın Sesi binası önünde ve girişin hemen solundaki odasında. Büyük bir olaydı benim için onunla her beraber olmam, kısık sesinden Kıbrıs Türk mücadelesi ile ilgili anekdotları dinlemek.

O bizim doktor amcamızdı

Çok büyük bir liderdi Dr. Küçük. Ama bizden birisiydi. Çoronik ile şakalaşır, kapının önünden geçen çocuklarına sevgiyle selam verir, bir devlet adamı olarak değerlendirmelerini paylaşır, örnek olurdu. Bir bakarsın Ortaköy’de bir kahvede sohbette, bir bakarsın Gönyeli’de Avcılar Kulübünde. Halkı saldırılar altında kaldığında düşünmeden arazisini bağışlayıp göçmen evleri yapılmasını sağlayan evimizin, hepimizin İsviçre mezunu doktor amcasıydı o…

Dostum, üstadım Akay Cemal’i ona gidip gelirken tandım. On yıllardır yol göstericiliğinden yararlandım, masasına konuk oldum, yazılarıyla, anlattıklarıyla aydınlandım. Bilmiyorum, ne düşünüyor Akay Cemal bu ucubelerle ilgili olarak?

Denktaş bizden birisiydi

Rauf Raif Denktaş’ı tanıdığımda daha küçücük bir çocuktum. Zaman oldu bir baba gibi kızdı, küstü, zaman oldu bir evlat gibi sarıldı, şımarttı. Onunla ilk mülakatımı yaptığımda daha gazetecilikte birkaç yıllık bir çıraktım. Gün oldu sabah onunla, öğleyin Glafkos Klerides ile akşam tekrar onunla mülakat yaptığım da oldu, gün oldu uzun saatler boyu mangal başında yazılmamak kaydıyla birbirinden değerli anılarını dinledim.

Raif kardeşimi bir trajedi ile kaybettiği zaman savrulduğunda, “Sıklıkla gel” dediği, en samimi şekilde acısını paylaştığı birkaç kişiden birisi oldum. Asker traşlı ne kadar çok fotoğraflarımı çekti o dönemde, doğrusu sayamadım.

Serdar onun küçük komutanıydı. Bir oğlunu kaybettikten sonra, küçüğünün siyasete girmesini hiç istememişi. Ancak son gününe kadar şefkatli bir baba olarak dimdik oğlunun yanında, en büyük destekçisi olarak durdu hep. Annan planı döneminde bile aynı değerlendirmeyi paylaşmaması onu üzse de hiç yalpalamadan Serdar’ı destekledi. Kendisi çeşitli nedenlerle katılamadığı etkinliklerde aile üyelerinin, hatta rahmetli Aydın Hanımın katılmasını sessizce teşvik etmiş, hem farklı görüşlere saygısını hem de adanmışlığın sergilemişti.

Büyük ailemizin tonton dedesi

O hem bir lider, dava adamı, ama sadece oğullarına ve kızlarına değil, Kıbrıs Türk gençliğine sanki bir tonton baba, dede gibi idi.

Sanatçının eserini istediği gibi yapma hakkı elbette ki var. İster heykel ya da resim olsun sanatçı algısını eserine yansıtır ve herkesin de o yansıtmaya saygı duyması gerekir. Ancak, tarihi kişiliklerin büstünü ya da heykelini yaptığını iddia eden bir kişinin algısını eserine yansıtması hakkı yoktur. Eserleri sadece bir sana eseri olmaktan öte o tarihi kişilerin özelliklerini yansıtmalı, saygınlıklarını gözetmelidir.

Potinci’nin ifade özgürlüğüne saygı…

Heykeltıraş arkadaş Cafer Potinci eleştirilerin çirkin ve seviyesiz olduğunu söylemiş. Bu değerlendirmeye katılırsınız, veya katılmazsınız. Nihayette Potinci ifade özgürlüğünü hakkını birkaç kelimeyle ifade etmiş, saygı duymalıyız.

“Siyasetten anlamayanı siyasetçi, sanattan anlamayanı sanatçı diye nitelendirirseniz sonucun tabii ki bundan farlı olması beklenemez” demiş. Doğrusu bu da doğru. Belli ki ona kim sanatçı demişse büyük kabahat etmiş. Arkadaş o parlak ucubelerin kimlerin büstü olduğunu dikkate alması gerektiğini dahi dikkate almadan kafasındaki algıyı eserlerine yansıtmaya çalışmış. Ciddi hadsizlik.

Bahane uydurmayalım… Olmamış

Öyle hiç bahane bulmaya çalışmayalım. Bu büstler her şeye benzeyebilir ama o tarihi kişilere benzemiyor, yakışmıyor. Amatörlük, beceriksizlik örnekleri resmen.

Efendim “büstün üzerindeki parlak vernikten ışık yansımasının en kötü olduğu açıyı alarak fotoğraf çekmiş” birileri. Kimler? “daha düne kadar Cumhurbaşkanımızın ardından olmayacak lafları söyleyenler.”

Hadsiz ve izansız. Öncelikle, Denktaş yüzüne ve arkasından laf eden herkese yönelik saygı duyan, ker türlü eleştiriyi hazmeden, Kıbrıs Türk halkının en temel özelliklerinden birisi olan tüm bu gibi durumları tevazu ile karşılamasına örnek hali ile bizlerden birisi, evimizin büyüğü idi.

Kaldırın o ucubeleri

Olmamış kardeşim. Her kim ki size bu saçma sapan ucubeler yoluyla himaye vermiş ise yanlış yapmış. TİKA’da para çok. Ehil birilerine düzgün büstler yaptırsınlar, kaldırsınlar o hakaret anıtını Cumhuriyet Meçlisi önünden. Çağrım Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’a, Meclis Başkanı Zorlu Töre’ye, Başbakan Ünal Üstel’e ve tabii finanse eden TİKA yetkililerine, kaldırın o ucubeleri oradan…

Bilmiş arkadaş buyurmuş. “Bir işi bilen yapar, Az bilen akıl verir, Bilmeyen eleştirir, Yapamayan çamur atar.” Trajikomik! Bir cümlede bu kadar yazım hatası olmamalı elbette ancak arkadaşı mazur görmek lazım, kendisini ifade etmeyi henüz bilmiyor nihayette…