Amsterdam’da tipik bir sonbahar. Bir yandan şehrin klasiği rüzgar, diğer yanda öbek öbek yığılmış altın renkli ağaç yaprakları.

Hep dakikliğine imreniriz birçok ülkedeki tren, metro, tramvay, otobüs seferlerinin. İmrendirmek için belki de halkımızı, hiç doğru çıkmamakla beraber Ankara’da, İstanbul’da da bazı otobüs duraklarında, metro istasyonlarında bir sonraki seferin dakikası, saniyesi yazar ya, bu işin ciddiyetindeki ülkelerde durum çok farklı. Birkaç dakika geç kalacaksa bir sefer, durakta ışıklı, sesli panolarda durum hemen bekleyen yolculara bildirilir, hizmeti veren şirketin internet sayfasında anında paylaşılır. Halka hizmet, hakka hizmet der ya bizimkiler, konunun gereğini galiba başkalarının yapması için söylüyorlar.

Raylardaki yapraklar: Kamu güvenliği

Sabah alış-veriş için iki durak ötedeki Türk marketine gitmek istedim. Birkaç dakika mesafedeki tramvay durağına vardığımda kimsenin olmamasına şaşırdım önce. Seferlerin iptalini gerektirecek ne sel, yoğun kar ya da buzlanma yoktu. Sabahın o saatinde, gerçi hani biz “aptal ıslatan” deriz ya çok hafif bir yağmur vardı ancak niye kimse beklemiyordu anlamam biraz zaman aldı.

Yavaşça merdivenlerden tramvay durağı platformuna indim ki ışıklı panoda kocaman yazıyı farkettim. Google sayesinde telefonumun kamerasını anonsa odakladım, çevir düğmesine baktım ve aydınlandım. Şehre müthiş romantik ve güzel bir görüntü veren o altın serisi yapraklar, yağış nedeniyle rayları çok kaygan hale getirdiğinden temizliğin sağlanması için bir saat kadar seferlerin yapılamayacağını ifade ediyormuş yazı. Raylardaki yapraklar, yağmurla ıslanınca kamu güvenliğini tehdit ediyor, temizlenmesi şart.

Devlet insan için, insan devlet için

Önce çoğunlukla eleştirdiğim mobil telefon şirketinin basın mensuplarına yurt dışında her fatura döneminde tıpkı yurtiçinde gibi telefonlarını kullanabilme imkanına içimden bir teşekkür ettim, sonra “sorunlu devlet” olmak yerine “sorumlu devlet” olmayı tercih eden Hollanda yetkililerini takdir ettim.

Bir yanda neredeyse her yağmurda alt geçitlerin yüze havuzuna dönüştüğü, giderlerin tıkandığı, dere yataklarına yapılan binaların su içinde kaldığı bir düzensizlik, aymazlık, diğer yanda birkaç dakika geç kalacağı için tramvay seferinin halktan özür dileyen bir yönetim. Fark bu kadar basit.

Kamu güvenliği dediğimiz zaman biz nedense devletin güvenliği konusunu hatırlarız. Pek de öyle değilmiş. “Halkın hizmetinde devlet” diye bir slogan var ya, palavradan da olsa hoşumuza gider doğrusu duyduğumuzda. Aynı şekilde uzun boylu herkese yüksek perdeden konuşan birisi var ya o da çok sever “İnsanı severiz yaradandan ötürü” diye de dini bir söylem var. Fiiliyatta öyle mi? Keşke…

Görev tanımı…

Malum Amsterdam büyük oranda denizden doldurularak inşa edilen bir şehir. Her taraf kanal. Özellikle eski şehir merkezi denilen bölge çok ciddi belediye kuralları olan bir alan. İnşaatlarda öyle Türkiye’deki gibi genel bölge görünüşünü, nizamını bozacak eklenti, çıkıntı yapamazsınız. Asla çanak anten vesaire ile görüntü kirliliği yaratamazsınız. Özel izinle ve görüntü kirliliği olmayacak şekilde olabilir ancak.

Şehir eski. Altyapı eski. Her yer kanal. Ana su dağıtımında kaçak olduğunda nasıl müdahale edilebilir? Görmesem inanmazdım. Evinin bir duvarında nem olmasını belediyeye şikayet etmiş birisi. Belediye ekibi şikayeti yerinde incelemiş, arkadaki binadan bir kaçak olduğunu, ancak yolda da zemin altında su kaçağı tesbit edildiğini rapor etmiş. Birkaç saat sonra ilgili şirketten bir ekip geldi duvarında nem olan komşunun sorunu giderildi. Az sonra bir başka ekip geldi, yoldaki kaçağı araştırdı. Mahalle sakinlerine bir saat kadar suyun kesileceği bilgisini verdikten sonra yolu trafiğe kapatan levhaları yerleştirdi. Görev tanımı oraya kadarmış, gitti ekip.

Nefret ettiğim bir ifade

Çoğunuz gibi ben de “Görev tanımımda yok” sözünden pek de hoşlanmıyorum. Hatta, bugün git yarın gel gibi özellikle kamu sektöründe iş yapmamanın bir kısa yolu olarak görüyorum. Etkin bir devlette, yetkin bir yerel yönetimde öyle değilmiş. Yıkılan bir istinat duvarının keşfi, tamiri ve eve geri dönebilmemizin 45 günü bulduğu bir “salla başı al maaşı” memuriyet, belediye hizmeti anlayışı her yerde geçerli değilmiş.

Nitekim, az sonra bir başka ekip geldi. Sanki bir önceki gün boruyu kendileri döşemiş gibi, kaldırımdan 10-15 tuğlayı kaldırıp, kürekle kazdılar. Boruya ulaştılar. Hızlıca tamiri yapıp, bina sahibine de “İnşaat ekibi az sonra gelip kaldırımı tekrar eski haline getirecek, görev tanımımız buraya kadar” deyip gittiler.

Sanırsınız ki o kapı önündeki çukur bizdeki gibi haftalarca açık kalacak. Hayır. 15 dakika kadar sonra bir başka ekip geldi. Kaldırımı döşedi. Özür diledi ve gitti. Ardından bir başka ekip geldi yola konulan levhaları kaldırdı.

Tüm bu yaşananlar, tamirat dahil, bir saati geçmedi.

Şimdi kim insanını seviyor yaradandan ötürü, ya da nerede halkın hizmetinde devlet var?