Avrupa Birliği, ya da daha geniş bakışla “Batı dünyası” bir değerler, haklar, özgürlükler, standartlar manzumesidir deriz hep. Yüzyıllar boyu insanlığı geliştirdiği, yüzyıllar boyu acı, vahşet ve kan ile yoğrularak verilen insanın gelişimi dediğimiz süreçte bin bir imbikten, süzgeçten geçerek ortaya çıkmış yüksek değerler, haklar, insanlığın eşitliği, hukukun üstünlüğü, herkesin hukuk önünde eşitliği sütunları üstünde yükselen, çağdaş toplum ve katılımcı demokrasi anlayışı bu kültürün temeli dedik hep değil mi?

Avrupa Birliği’ne katılımı destekleyenler, desteklemese de bu üyelik süreci yolunun Türkiye’de AB’nin temsil ettiği değer, hak ve demokrasi anlayışına ulaşabilmek için var gücüyle savunanlar hayal kırıklığı yaşıyorlar bugün. Meğer AB dediğimiz “seçici insan sever” ya da daha kötüsü “kendine demokrat” bir yapılanma imiş.

Ukrayna’ya asker göndermeyerek, silah, ekipman, mühimmat ve tabii nakit sağlayarak ne Amerika Birleşik Devletleri ne de NATO veya Avrupa Birliği kurumsal ve üyeler olarak bu savaştan uzak duramazlar. Bu savaş eninde sonunda en azından tüm Avrupa ve ABD’yi fiili olarak içine alacaktır. Almasa da, savaşın sonuçlarını Rusya ve Ukrayna ile birlikte tüm dünya on yıllar boyunca yaşayacaklar, bu felaketin oluşmasına sebep olan, Deli Petro hayranı, yeni çar olma azmindeki Vladimir Putin’e, çeşitli değerlendirmelerle doğrudan ve dolaylı destek veren, taraf olmamayı tercih edip bertaraf olacaklar grubuna katılanlar, halklar tarafından lanetleneceklerdir.

Mülteci krizi kapıda…

Şimdilik sadece Rusya’nın Ukrayna işgal harekatı gibi görünen ancak neredeyse 1.5 milyon insanın yurdundan, evinden kaçmak zorunda bırakılmasıyla 2. Dünya Savaşı sonrası dönemin Avrupa sınırları içerisinde en büyük mülteci hareketi yaşanıyor bugün. Bu durumun yakın, orta ve uzun dönemde kıtasal sonuçlar doğuracağı kaçınılmazdır. Elbette Afganistan’dan, Suriye’den, Irak ve diğer Avrupa dışı bölgelerden gelen mülteciye kucak açmada cimri Avrupa halklarının Ukrayna’dan gelen mültecilere kucak açmasına, en azından şimdilik, “Avrupa ailesi” anlayışının etkili olduğunu da görmek gerekir. Nitekim, yine Ukrayna’dan gelen rengi koyu, lisanı farklı insanların sınırlardan kerhen kabul edilmeleri veya türlü zorluklara uğramaları, Avrupa’daki “seçici insan severliğin” de bir başka tezahürü…

Elbette Türkiye büyük çoğunluğu Suriyeliler olmak üzere altı milyonu aşkın mültecilere ev sahipliği yaparken yeterince mali açıdan desteklenmiş midir? Özellikle, giderek kötüleşen ekonomik duruma rağmen “yabancı düşmanlığı” başta olmak üzere her türlü nefret suçuna karşı etkin önlemler uygulamaya çalışan ve bu sayede de çok ciddi toplumsal sıkıntı yaşamayan Türkiye Batı dünyasından birkaç milyar Euro “kapı bekçiliği” ödentisi gibi mali destek sağlanması haricinde ciddi yardım görememiştir. Bu tecrübe ile Türkiye şimdi AB ve ABD’ye uyarılarda bulunuyor, mülteciler konusunda Ukrayna’yla sınırı bulunan ülkelere acil yardımın gerekliliğini anlatmaktadır. Görülmek istenmese de, Rus saldırganlığı bu şekilde devam eder ise önümüzdeki haftalarda milyonlarca Ukraynalı AB ülkelerinin kapılarına yığılacaklardır.

Soykırım suçu…

44 milyon nüfusa sahip idi savaş öncesinde Ukrayna. Tüm uluslararası hukuk kuralına ve Cenevre sözleşmesine tezat bir şekilde kasabalara, yerleşkelere, şehirlerinde sivilleri de hedefleyen, meskun alanları da hedefe alan saldırıların sonuçları şimdiden görülüyor. Şehirler hızla savaş makinesinde öğütülüp, enkaz haline geliyor. Bu durum elbette savaş suçudur. Soykırım suçu olduğu iddiaları da vardır. Ukrayna'nın Birleşmiş Milletlerin yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı'na Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi çerçevesinde Rusya'nın acımasız saldırılarını, “soykırım” şikayeti olarak taşıması ve mahkemenin de konuyu gündemine alması son derece haklı gelişmeler değil midir?

Haklıdır ama soruna maalesef çare değildir. Saldırgan işgalcinin hedefi Ukrayna’ya diz çöktürmek, kendinin arzuladığı gibi bağımlı ve uysal bir “uydu devlet” haline getirmek olduğu görülüyor.

“Ukrayna’nın savunması, Avrupa’nın savunmasıdır”

Ukrayna devlet başkanı uyarı üstüne uyarı yapıyor. “Ukrayna’nın savunması, Avrupa’nın savunmasıdır” diye uyarıyor; ABD ve NATO’nun askeri malzeme, mühimmat, istihbarat desteği ve hatta nakit yardımın çok değerli olduğunu ama çok geç gönderildiğinden Rus işgali ve mezalimine merhem olmasına yetmeyeceğini vurguluyor. Doğru söylüyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in amacı nedir? Herhalde savaşın gidişatından amacın Ukrayna’nın Donesk bölgesindeki Rus azınlığının sorunlarını çözmek, ve gitmek olmadığını herhalde herkes anladı. Daha önce de belirtmeye çalıştım, Rusya’nın temel talebi Soğuk Savaş döneminin 1989 sonrasında yıkılmasıyla 2. Dünya Savaşı sonrasında Yalta konferansı ile oluşan Rusya ve Amerikan “etki alanlarının” Rusya aleyhine sistematik şekilde bozulduğu, yeni bir paylaşımın şart haline geldiği…

Kısaca, Rus ayısı “Geri geldim, benim bölgeme yayıldınız. Kabul etmiyorum” demekte. Nitekim, bir taraftan insanlık dışı Ukrayna saldırıları devam ederken ve güya ateşkes görüşmeleri ağır aksak sürdürülür gibi yapılırken, ikili temaslarda Putin bir uluslararası konferansa katılabileceğinden dem vurmakta.

Ne yapacak öyle bir toplantıda? Gayet haklı ve meşru nedenlerle savaş alanına ne ABD ne de NATO ülkelerinden herhangi birinin ya da NATO kuvvetinin girmesinin 3’ncü dünya savaşını başlatacağını gören ve söyleyen ABD Başkanı Joe Biden herhalde “savaşı önleme” adına böyle bir konferansı ve yeni bir paylaşımı reddedemeyecektir. Zaten bu korku olmasa ve Rusya saldırıya geçmeden “ikili” savunma anlaşmasıyla Kiev’e iki manga asker gönderse idi Biden, bu durumlara gelir miydi dünya? O durumda “Saldırırsam dünya savaşı çıkar” endişesini Putin düşünmez miydi?

Kendine demokratlar…

Savaşlarda normalde yaşanmaması gereken hödüklükler de yaşanabilir. İfade ve basın özgürlüğü konusunda sabah akşam yedi düvele ahkam kesen, eleştiren, raporlar yayınlayan Avrupa Birliği’nin kurumsal olarak savaş alanına silah ve sair destekler göndermesi normal midir? Niye bu gibi yardımları üye ülkelere bırakmak düşünülmedi?

Niye “Rus devleti yayın organları” diye listeleyip Rusya Bugün (Russia Today) televizyonu ve Sputnik haber sitesi AB ülkelerinde yasaklandı? Niye? İddialara göre Rus orkestra şefi Valery Gergiev, piyanist Denis Matsuev ve soprano Anna Netrebko’ya Batı kapıları kapanıverdi? Sebep? Rus olduklarından. Oligarklara yönelik tedbirlere kimse bir şey diyemez de, sanatçılara yönelik böyle kararlar Batı’nın kendisiyle çelişkisi, paradoksu değil midir?

Birçok Batı haber kuruluşu kendi kararlarıyla Rusya operasyonlarına ara verdiler. Kendi kararları, saygı duymak lazım. Ancak, Rusya da birçok Batı medya kuruluşuna ülkeyi ve ekranlarını kapattı. Rusya’nın zaten demokrat olma diye bir iddiası yok, bu gelişmeyi de kınıyorum ama doğrusu hiç de sürpriz olmadı. Ancak Batı temsil etiğini övünerek her fırsatta vurguladığı değerleri bir otokrat bir Avrupa ülkesine savaş açtı diye kenara itivermesi, kendine demokrat bir durum değil midir? Kısaca, başkasına verir talkını, kendi götürür salkımı…

Üzücü…