Erhürman: Kıbrıs’ta tüm çözüm çabalarının başarısızlığının sebebini Rum tarafının siyasi eşitlik alerjisidir. Yeni süreç olacaksa Rumlarca siyasi eşitliğin kabulü ön şarttır

Bu hafta Ankara’da Kuzey Kıbrıs’tan bir misafirimiz vardı. Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Tufan Erhürman. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) ev sahipliğinde düzenlenen sınırlı katılımlı ve kapalı bir toplantıda Erhürman adada yeni bir görüşme süreci için zemin var mı araştırması başladığı bir aşamada görüşlerini, çözüm önerilerini ve gerek kendisi, gerekse de partisiyle ilgili oluşmuş önyargıları ortadan kaldırabilecek netlikte ve açıklıkta fikirlerini ortaya koydu.

Erhürman konuşurken, soruları cevaplandırırken şaşırmadığımı söylersem doğru olmaz. Dinlediğim kişi sanki Erhürman değil de taa 1990’lardan, o zamanın BM Genel Sekreteri Butros Butros-Gali arabuluculuğunda Spyros Kyprianou ile görüştüğü dönemde sıklıkla gelişmelerle ilgili sohbet imkanı bulduğum Rauf Denktaş konuşuyordu adeta…

O zamanlar tüm süreçleri o sonuçsuz bırakıyor, bütün açılımları o reddediyor diye gerek Amerika, gerek İngiltere ve Rum liderliği tarafından “Bay Hayır” olarak suçlanıyordu Denktaş ve CTP liderliği de bu propagandaya katılıyordu. Erhürman çok net olarak adeta günah çıkartıyordu. Şimdiye kadarki tüm görüşme süreçlerinin başarısızlığının sebebinin teşhisini çok doğru olarak görüyordu Erhürman. Türk tarafında iktidarda kim olursa olsun hep Rum tarafının siyasi eşitliği kabul etmemesi nedeniyle görüşme süreçlerinin çöktüğünü, Rum tarafında sağda da solda da, en liberalinde de en milliyetçisinde de siyasi eşitliği kabul etmeme noktasında görüş birliği olduğunu üzerine basa basa anlattı CTP lideri.

Federasyon saplantısı yok, ama…

Partisinin ideolojik saplantı içerisinde federasyon taraftarı olmadığını ancak çözümün ancak “gevşek federasyon” ile mümkün olabileceğini, onun da çok zor olduğunu, ancak Rum tarafında bir zihinsel devrem sonucu olabileceğini anlattı. İki devletli çözüm çok geniş bir kavram. İki tam bağımsız devleti de kapsar, ki o mevcut konjektürde imkansız, klasik federasyonu da, konfederasyona yakın, tüm artık yetkilerin kurucu devletlerde olduğu gevşek federasyonu da… Erhürman ısrarla gevşek federasyonu anlatıyordu hedef olarak.

Kulağıma gelenler ne cumhurbaşkanlığı yapan eski CTP lideri Mehmet Ali Talat’ın ne de diğer solcu Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın dediklerine benziyordu. Enteresan, sanki 1992-1997 döneminde konuşan, “gevşek federasyon” öneren, “artık yetkilerin kurucu federal devletlerde” kalmasını savunan, “süreç yine çökerse açıkta ve devletsiz kalmamak için, takvimli ve sonuçta Kıbrıs Türklerini uluslararası topluma entegre edecek bir düzen” talep eden Denktaş’ı andırıyordu.

Gerçi Talat da seçildikten sonra gerçekleri görünce adeta “Denktaşlaşmıştı” ama Erhürman’ın bu kadar erken ve bu kadar gerçekçi fikirler geliştirmesi çok enteresan bir durumdu.

Erhürman’ın dediklerini şöyle, mealen, özetleyebilirim: Federasyona takıntılı değiliz. Çözüm ancak gevşek federasyonla olabilir. O da çok zor çünkü Rum tarafı sağıyla soluyla siyasi eşitlikten korkuyor. Yeni bir süreç başlarsa ya çözüm olur ya da olmaz ama bizim üzerimizdeki izolasyon kalkar, statüko son bulur. Bunun için dört şartla yeni süreç için dört şartımız var:

1- Siyasi eşitlik görüşme konusu yapılamaz. Görüşme sürecinin tüm müktesebatı gibi siyasi eşitlik de üzerinde uzlaşılmış ve BM parametresi haline gelmiştir. Siyasi eşitliğin kabulü görüşmelerin başlayabilmesinin ön şartıdır.

2- Tüm görüşme süreci müktesebatı taraflar için bağlayıcıdır. BM parametreleri tekrar görüşme konusu yapılamaz.

3- Yeni süreç sonuç odaklı olmalı ve mutlaka bir takvime bağlanmalıdır.

4- Yeni sürecin sonucunda ya yeni bir ortaklık devleti kurulur ya da çözümsüzlük olur ama Kıbrıs Türk izolasyonları sona erer, statüko biter. 2004 Annan raporunda vurgulanan ama Rusya vetosu nedeniyle bloke edilen, 2017’de bir kez daha BM Genel Sekreteri tarafından belirtildiği gibi Kıbrıs Türk tarafı üzerindeki tüm izolasyon ve ambargolar kaldırılmalı, statüko bu şekilde devam etmeyeceği peşinen ilan edilmelidir. Bu konu sürecin sonuna, Rusya veya bir başka Güvenlik Konseyi daimi üyesine bırakılamaz, süreç başlarken açıkça ortaya konmalıdır.

Seçime çok var, adaylar belli

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı seçimine daha var. Erken seçim söz konusu görünmese de en geç Ekim 2025’de sandıklar seçmenin önüne gelecek. 2020 cumhurbaşkanlığı adaylığını seçimden aylar öncesinde o zaman Başbakan olan Ersin Tatar Ankara’da Gazeteciler Cemiyeti Basın Evi’nde düzenlenen bir sohbet toplantısında resmen ilan etmişti. Şimdi de biraz erken de olsa sanki olası adaylar TEPAV’da düşüncelerini, hem de olası açıklıkla, ama kapalı bir çerçevede sunmaya başladılar. 21 Aralık günü TEPAV’ın konuğu Serdar Denktaş idi. Bu hafta Erhürman konuştu. Duyduğuma göre Dışişleri Bakanı Tahsin Ertığruloğlu da yakında TEPAV’da bir toplantıda konuk olacak.

Bir seyahatim dolayısıyla katılamadığım o toplantıda özetle “Eğemen eşitlik” ve “Eşit statü” ön şartlarıyla görüşme sürecinin sıkıntılarını anlatmış Serdar kardeşim ve vurgulamış “BM müktesebatı dahilinde ama yeni şeyler konuşmak lazım.”

Evet, Serdar ana ve baba ayrı bir kardeş benim için. Aynı şeyi düşünmesem de, eleştirsem ve hatta bazı kararlarını çok yanlış da görsem her zaman derin sevgi duyduğum, babasının hatırına baş tacı ettiğim bir kardeş. Yeni dönemde aday olabilir mi? Büyük olasılıkla. Seçilir mi? Kimlerin desteklediği, ya da desteklemediği önemli. Gördüğüm kadarıyla Cumhurbaşkanı Ersin Tatar tekrar aday olacak ama sanki Ankara sağda bir başka aday arayışında. Son dönemde Ankara’nın Serdar ile başka düzeylerde de temasları var. Henüz erken ama sanki bir şeyler oluyor.

Akıncı travması

Mustafa Akıncı travması sonrasında Ankara’da sol bir adaya sıcak bakmak şimdilik hala daha ciddi bir sıkıntı. Ancak, siyasette hiçbir şey imkansız olmadığı gibi, rahmetli Süleyman Demirel’in dediği gibi, bırakın bir haftanın çok uzun bir süre olduğunu, daha seçime oldukça fazla bir zaman var. Yine de dinlediğim Erhürman, dediğim gibi, sanki çok deneyimli, müktesebata hakim ve Ankara’nın kulağına hoş gelecek bir tonda konuşuyordu. Geçen yılın boykot krizi, gerginliği ne derece unutulabilir veya nasıl bir kamu diplomasisiyle tekrar bir güven değilse de beraber iş yapabilme atmosferi yaratılabilir, şu anda kestirebilmek zor ama Ankara desteği sınırlı iktidarın zorluğu ortada olduğuna göre iktidar talep ediliyor ise gayret gerekir.

Sorun varsa, çözüm için çaba da gerekir

İkili veya daha da fazla taraflı bir sorunun çözümü eski çağlarda ya savaşla, ya anlaşmayla olabilirdi. Günümüz dünyasında savaşla çözüm artık olası değil.

Afganistan, İran, İrak, Suriye ve listeyi uzatacağımız diğer örneklerle on yıllardır şahidi olduğumuz gibi ister vekalet savaşları, isterse rejim değişikliği amaçlı emperyalist işgal ve güya “demokrasi ihracı” amaçlı parlak isimli “operasyonlar” ya da rejim koruma amaçlı işgaller olsunlar, istenilen düzenlemeleri bir türlü sağlayamamakta, hatta birçok durumda hiç arzulanmayan sonuçlar, yan ürünler ortaya çıkarmaktalar. Dünya değişti.

Sorunlar 100 yıl sürse de, çok kanlı ve bir o kadar da her türlü şiddetin yaşandığı, adeta kan davası olmuş sorunlarda bile diplomatik çözümün mümkün olduğunu Belfast, ya da Good Friday anlaşması göstermedi mi dünyaya 10 Nisan 1998’de?

Sorun varsa, çözüm için diplomatik çaba şarttır. Görüşme yoksa, çözüm mümkün olmadığı gibi tırmanma, gerginlik ve çatışma tamamıyla asla dışlanamaz bir olasılıktır. Mart seçimleri sonrası üç yıllık seçimsiz bir dönem var Türkiye’de. Yeni BM Genel Sekreter temsilcisi altı aylığına da olsa atandı. Yunanistan ile “olumlu gündem” yeniden başladı. Kısaca, istek varsa yağ, şeker ve irmik var, helva yapılabilir.