Benim işim politika haberciliği lakin spora da çok yakın biriyim. Amatör futbol oynamış, sporun aşağı yukarı her çeşidini amatörce yapabilme yeteneğine sahip bir profilim.

Çarşamba günü Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’un basın toplantısı vardı. Uzun yıllardan beri hiç sporla ilgili bir programı izlememiştim. İstanbul’dan bir arkadaşım da beni özlemiş, ‘gel gel’ deyip duruyordu. Fırsat bu fırsat İstanbul’a yola çıktım. İlk durak Ali Koç’un basın toplantısı oldu. Faruk Ilgaz Spor Tesisleri’nde toplantının yapıldığı salonda yerimi aldım. Ali Koç konuşmaya başladı. Koç’un sözleri dert paylaşma ve isyan doluydu. Dertli insan, yüreğinde yük taşır. Gözlerinde hüzün barındırır ve ruhu yaralıdır. Ali Bey’in ruh hali bunları yansıtıyordu.

Doğrusu onu dinledikçe gözlerim fal taşı gibi açıldı. Meğer bizim futbol yarışı diye bildiğimiz mücadele sahada değil de masada yapılıyormuş da haberimiz yokmuş. İnsanın bunları dinledikçe “kulaklarımda sorun mu var, yanlış mı duydum acaba” diye sorası geliyor.

Ali Koç, "Yeter! Bu kadarı da fazla. Kalbim dertli. Artık zincirleri kırma zamanı" der gibiydi.

Başkan Koç, kendini iyi yetiştirmiş, yakışıklı ve başarılı bir iş ve spor adamı. Türkiye’nin en köklü ve saygıdeğer ticaret ailesi olan Koç’ların mensubu. Fenerbahçe de ülkemizin gözde kulüplerinden biri.

General Harington Kupası'ndaki İngilizlere karşı Türk insanına yaşattığı başarı hikayesinin yanı sıra Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Anadolu'da başlatılan milli mücadelenin, işgal altındaki İstanbul'da büyümesini ve futbol zaferleriyle kenetlenip, moral bulan Türk halkının bağımsızlık için direnişini konu alan Zaferin Rengi filmi Fenerbahçe’nin ne olduğunu anlatmaya kafidir kanımca. Bu filmi yaptıran Başkan olarak Ali Koç’u kutlamadan geçemeyiz.

Hani dehşete düştüğümü ifade ettim ya! “Ali Koç ne söyledi ki bu kadar şaşırdın” diyenleriniz vardır herhalde. O halde şu ifadelere bakın ve “Bunlar yenilip yutulacak şeyler mi?” diye sorgulayın.

Ali Bey şöyle diyor:

“Türk futbolu son 25 senede sportif dinamiklerin hepsinden kopartıldı. Belli bir güç odağı futbolu dizayn ediyor. Bu tam nedir onu da ben bilmiş değilim. Söylemek istediğim, Türk futbolunu rehin almış bir şebeke var. Bu şebeke hala FETÖ’cüler mi, başka şey mi bilmiyorum. Bir şebeke var ve istediği şekilde at koşturuyor. Onun için bizim de bir devrim yapmamız lazım, futbol devrimi. Türk futbolu bitmiş. Sahalarına bak, bitmiş. Ekonomisine, bilançosuna bak, bitmiş. Yayıncı kuruluşta biraz düzeltme aldık ama hakkı çok daha fazla. Hakemlerin performansı ortada. FIFA kokartı taktığımız adamların yurt dışında testleri geçememeleri, lisanları yetmemeleri ortada. Altyapılarımız ortada. Ürettiğimiz oyuncu sayısı ortada. Gençlere verdiğimiz süre ortada. Baştan aşağıya bizim bir devrim yapmamız gerekiyor.

Federasyona da söyledim. 3-5 sene neyse UEFA ile oturup, anlaşalım. Kendi arka bahçemizi temizleyene kadar hakemleri yollamayın. Bu hakem düzeninde ellerindeki en büyük koz FIFA kokartı taktıkları, hakemlerdir. Onların şarkısını söyleyenlere takıyorlar. Söylemeyenleri klasman düşürüyorlar. Yeni oldu, yine. Birkaç ay önce eski bir hakem bize geldi. ‘Şu, şu hakemlere FIFA kokartı takılacak; şunlar şunlar da düşürülecek.’ Düşürülenler klikin, sistemin bir parçası değil. Dolayısıyla her anlamda Türk futbolunda devrim yapılması gerekiyor. Önce hakemler; teknoloji geliyor, daha da geriye gidiliyor.

Türkiye’nin, futbolunun, bu ülkede bir beka probleminin olması istenmiyorsa birilerinin artık el koyması lazım. Bahisinden, şikesinden, hakemlerden, şebekelerden artık neyse birinin artık parmak basması lazım.”

KARA TABLO

Yukarıda Ali Bey’in ortaya koyduğu tablo maalesef Türk futbolunun içinde bulunduğu kara tablonun kısa özeti. Doğrusunu isterseniz Ali Koç’un gündeme taşıdığı hususlarla ilgili haklı olduğunu söyleyebilirim. Zira başka hiçbir ülkede futbol, bir kulübün menfaatlerine göre dizayn edilemez.

Galatasaray’ın Türk futbolu için büyük bir beka sorunu olduğunu iddia eden Ali Bey bunun gerekçesini ise, “Türlü türlü tehdit, şantaj ve itibar suikasti yaparak futbol paydaşlarını özellikle hakemleri ve TFF kurullarını baskı altında tutarlar ve bunu yapmak için de hayali düşmanlar, hayali senaryolar yaratırlar” ifadeleriyle özetledi.

Ali Bey’in tepkisini yönlendirdiği kesim şüphesiz ki "Galatasaray’ın yönetimi, TFF’deki uzantıları ve FETÖ-şebeke" diye tanımladığı kesim. Galatasaray taraftarları bu tepkilerden muaf.

Galatasaray da büyük bir camia. Avrupa’daki maçlarında en fanatik taraftarlarından biri olmuşumdur. Galatasaray’ın veya başka bir kulübümüzün futbolun içinde kalmak yerine lobilerle, şaibeli ilişkilerle başarılı olma, hedefe ulaşma çabası kesinlikle kabul edilemez bir durumdur. Bu ahlaka da futbola da ihanettir. Akıtılan alın terinin hakkını vermeyen herkes ahlaksızdır. Mesela Ali Bey hakemlerin Galatasaray’ı koruyup kolladığına dönük örnekleri kamuoyunun gözüne soktu. Bunu yapanların utanma duygusu olsa inanın gün yüzüne çıkmazlar.

Hakem müessesesinin insanın canını nasıl yaktığını yakından bilirim. Hacettepe Üniversitesi basketbol takımının başkanlığını yapmıştım oradan bilirim. Öyle ki deplasmandaki bir müsabakamızda takımımın resmen katledildiğini, oyuncularımın hakkının yendiğini görünce ayağa kalkıp maçı yöneten hakeme “Sen katilsin. Çocukların alın terini çalıyorsun” diye bağırmıştım. O nedenle Ali Koç’u aynı duyguları yaşamış biri olarak çok iyi anlıyorum. Hz. Ali’nin “Haksızlık karşısında susmak, zalimin yanında yer almaktır” sözü bu eksende anlamlıdır kanımca.

Ali Koç anlatmaya devam ediyor:

“7 senede 3 tane şampiyonluğum gitmiş. Hakkımız yenmiş diyorum. Devlete haykırıyorum, hükümete haykırıyorum, bu işi de ciddiye alıyorsanız, artık elinizi koyun diyorum, daha ne diyeyim? Ben mi gidip çözeceğim, Federasyon içerisinde olanları. Federasyona kurşun atıldı. İnanıyor musunuz, bir sarhoş adam kurşun attı, inanıyor musunuz? Ne oldu ört pas oldu.

Ülkemizi ele geçirmeye çalışan terör örgütüne en kuvvetli oldukları dönemde ilk başkaldıran, yapayalnız bırakılmış haliyle ilk başkaldıran ve diz çöktüren Fenerbahçe’dir. Bunlara karşı mücadeleyi de biz başlattık. Başkanımız, ‘Ne şikesi memleket elden gidiyor’ dedi. İnanmadınız, sulandırdınız, sonra neler oldu gördünüz.

Terörist başının televizyon ekranlarında ‘Gönlümdeki takım Galatasaray, inşallah şampiyon olur’ dediği kulüp kim? Galatasaray! Acaba bugüne kadar bu kulüp dışında hangi kulüp için bu sözleri sarf etmiştir?

Bir de bizim için ne dediğine bakın: ‘Fenerbahçe bize karşı sert ve katı bir tutum içerisinde!’. Belki de o yüzden oraya çöktüler, bize değil. Bize çökemezler de! Bu iki kulübe bakış arasındaki farkı düşünebiliyor musunuz? Ve bu kulübün başkanı bize böyle imalarda bulunuyor. Bunlar hep riyakarlık, çifte standart, samimiyetsizlik örnekleri.”

ERDOĞAN’A TEŞEKKÜR

Ali Koç, FETÖ başlığının içinde Tayyip Bey’e teşekkür etti. Sözleri, “Sen, ‘Bu ateş üfleyerek sönmez’ diyerek geçmişe özenirken Sayın Cumhurbaşkanımız, Fenerbahçe için hem 26 Ekim 2019 tarihindeki Yüksek Divan Kurulu Toplantımızda yaptığı konuşmada hem de 3 Temmuz kumpasının 10. yıl dönümü olan 3 Temmuz 2021 tarihinde yazdığı mektupta ‘Bu sürecin hem en canlı şahitlerinden hem de en büyük mağdurlarından biri şüphesiz Fenerbahçe Spor Kulübü’dür. FETÖ’nün yargı marifetiyle Türk futbolunu dizayn etme girişimi Fenerbahçe camiasının dik duruşu sayesinde başarısızlığa uğramıştır.’ ifadelerini kullanmıştır.

Sayın Cumhurbaşkanımıza hem bu sözleri hem de konuyla ilgili diğer duygu ve düşünceleri için teşekkür ederiz.”

Tayyip Bey Fenerbahçeli. Şu anda devlet yönetiminde en üstteki isim. Buna rağmen Fenerbahçe'ye bu kadar haksızlık yapılmasını doğrusu anlamakta güçlük çekiyorum. Tayyip Bey'in konuya el atması, Fenerbahçe'nin ve diğer kulüplerin haklarının korunmasını sağlaması, futbolu kirletenlerin ayıklanmasına vesile olması gerekir. 

Koç ardından da hassas bir gelişmeye dikkat çekti. Şöyle dedi.

“Bu zorlu coğrafyada içeriden ve dışarıdan her unsurla mücadele eden, bu vatanın Fenerbahçeli evlatları olarak spor üzerinden karmaşa ve ayrışma çıkarılmaya çalışıldığını daha önce de defalarca gördük. Son dönemde de ülkemizde ilginç gelişmeler oluyor. 12 Şubat 2024’te elebaşının bir videosu yayınlandı. Bazı kesimler bunu bir diriliş olarak yorumladılar, diriliş videosu olarak. Aynı gün Sabah gazetesindeki bir habere göre ‘FETÖ’den meslekten ihraç edilen hakim ve savcılar yeniden göreve geliyor’ diye bir haber vardı. Hatta Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Devlet Bahçeli, bu duruma çok sert tepki verdiler.

Garip bir hava var. Biz Fenerbahçeliler de devletin şu andaki tutumuna anlam veremiyoruz. Eskiye dönüş hevesleri türedi sanki. Ne tesadüftür ki bu arada Galatasaray da meydana çıkıp 13 yıl önce FETÖ tarafından sahip çıkılan ‘Bu ateş üfleyerek sönmez’ söylemini yeniden gündeme getiriyor. Acaba Fenerbahçe’ye bu şekilde saldırmaya cesaret etmeniz eski özentinizin sebebi mi?

Bu insanlar kendi çıkarları söz konusu olduğunda devlet düşmanlarını, vatan hainlerini, hükümet karşıtlarını koruyup kollayacak tarzda insanlardır! Bu mevkilerde olmaları da bence ülkemiz için pek de iyi bir şey değil.”

FENERBAHÇELİLERE MESAJ

Başkan Koç’un Fenerbahçe camiasına da bir mesajı vardı. Onu da dillendirelim:

“Asla oynadığımız şey futbol değil, yaptığımız iş de spor değil. Her türlü gücü eline geçirmiş, ahlak yoksunu, vicdansız organize bir yapı ile dürüstçe savaşmaya ve mücadele etmeye çalışıyoruz. Size şunu söyleyeyim, bu sezon tarihimizin rekorunu kırdık bu sezon ve bu şartlarda topladığımız bu puanlar bir mucizedir. Karşı karşıya olduğumuz sistematik kötülüğün fotoğrafını anlatabildiğimi düşünüyorum. Dolayısıyla saha içerisindeki mücadelemiz kadar saha dışında kulübümüze, takımımıza güç ve destek olma yolundaki gayretlerimiz, gayretleriniz çok çok önemlidir. ‘Fenerbahçeliyim’ diyen herkese sorumluluk düşüyor. Takımımızı, hocamızı sahiplenmeli ve bu zihniyete karşı dimdik ayakta durmalıyız. Bir adım öteye götürüyorum; 3 Temmuz’da malum örgüt ile nasıl mücadele ettiysek bu camia ile de benzer şekilde mücadele içerisinde olmalıyız. Fenerbahçe camiası, camiamız en ağır saldırılara maruz kalsa da çok şükür haram kupalar kazanmak için bu memleketin evlatlarını birbirlerine kırdıranlardan olmadı, hiçbir zaman da olamayacak.

Türk futbolunda ahlaksızların ahlak, hainlerin ise sadakat dersi vermekten utanmadığı bu arsız dönemden geçerken Fenerbahçemiz yine iftiracıların, pusucuların ve tetikçilerin hedefindedir. 25 yıldır bu yol yordam ve yöntem ile manipüle edilen bir ligimiz vardır. Bunlar şampiyon yapılmaya alışmışlar. Bunlar kayrılmaya ve ittirilmeye alışmış bir zihniyettir. Fenerbahçe ise tarihi boyunca elde ettiği her şeyi tanımsız mücadeleler ile elde etmiş bir camiadır. Bizim hamurumuz çok çok farklıdır.”

MEYDAN OKUDU

“TFF Başkanı Yönetim Kurulu ve kurulları Galatasaray Kulübü için ne anlam ifade ediyor, bunu bilen var mı? Biz bu ilişkiyi çözemedik” vurgusu yapan Ali Koç’un iki konuda daha meydan okuması oldu. Birinde Galatasaray Başkanı Dursun Özbek’i televizyonda düelloya çağırdı. Diğerinde yine Galatasaray’a yabancı hakem çağrısı yaptı ve, “Mertseniz, dürüstseniz, kendinize güveniyorsanız; hiçbir soru işaretine mahal bırakmayacak şekilde siz de bizim gibi yabancı hakemi destekleyin” dedi.

Galatasaray’la ilgili usulsüzlük iddialarını da, “Hülleli transfer yapmada, oyuncu ayartmada, çıkarlarına göre transfer haberleri servis etmede, sözleşmelerde yeni jargonlar üretmede, işini kılıfına uydurmada, kamuoyunu ve resmi kurumları yanlış bilgilendirmede de Şampiyonlar Ligi’ndeler.” İfadeleriyle paylaştı.

Ali Koç’un “Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş rekabetinin bir seviyesi ve kültürü vardı. Şimdi ise sportif rekabetten çok dış etkenler sporun önüne geçmiş ve ana gündem haline gelmiştir” açıklaması aslında büyük kulüpler arasındaki rekabetin bel altına kaydığını gözler önüne seren acı ifadelerdi.

BEN NE SORDUM?

Basın toplantısında ben ne sordum?

“ Avrupa’daki başarınızdan dolayı tebrik ediyorum” dedikten sonra TFF Başkanı Büyükekşi’nin telefonunda bylock çıkmasını anımsatarak, “Bu zaaf demektir. Zaafı olanlar da yönlendirilir ve kullanılırlar. Böyle bir şeyin mümkün olduğunu düşünüyor musunuz?” soruma, “Bu ülkede her şey mümkündür” yanıtını verdi.

Ali Bey’e, “Türk futbolunda devrim yapılması gerektiğini söylediniz. Bu siyasetten bağımsız sadece spor camiasının yapabileceği bir devrim mi?” diye de sordum. “Beni zor sulara çekmeye çalışıyorsunuz” diye esprili bir cümleyle başladı ve şöyle dedi:

“Ben futbol özelinde kalacağım ama aslında iş dünyası futbol siyaset aslında yaşananlar birbirinin yansıması oluyor, bu ülkede. Ülke olarak, devlet olarak son dönemde FETÖ’ye bakış açımızda birazcık kafam karışmış vaziyette. Bundan da daha fazla öteye gitmek istemiyorum.

Bana kalsa pek çok kişi aramızda olmazdı. Ama sonuçta bende bir insanım siyasetçi değilim onlar daha iyi bilirler ama ülkemizin bekası söz konusu ise dışarıdakilere bakana kadar içimizdekilere bakmamız çok önemli.

Sportif rekabetin saha dışında etkileyen faktörleri minilimize edebilmekte en önemli sorumluluk Federasyona düşmektedir. İstese de bunu yapabilecek çok imkân vardır.”

Başkan Koç’un “Devlet bu işe müdahil olmadan bu işten kurtulmamıza imkân yok. Tekrar söylüyorum, Fenerbahçe Spor Kulübü olarak devletimizin bu konuyu dibine kadar araştırmasını istiyoruz” sözleri sorumluluk sahibi, duyarlı her yetkilinin dikkate alması gereken çarpıcı bir uyarıdır.

Özetlersek…

Ali Bey, Galatasaray, TFF ve FETÖ’yü hedefe koydu. Galatasaray’ın kirli ilişkilerle şampiyon olmaya uğraştığını vurguladı. Galatasaray’ın TFF ve hakemler tarafından kayırıldığını örnekler vererek anlattı. FETÖ’nün yine Fenerbahçe’ye cephe aldığını ifade etti.

Bütün bu sorunlardan çıkış için de devletin el atması gerektiğini savundu.

Ali Koç iddialı bir figür. İddialı insanların en çarpıcı özellikleri, kendine güven, hedef odaklı olmak, iletişim becerisi, pes etmeme, risk ve sorumluluk alma, azim ve kararlılık şeklinde sıralanabilir. Gördüğüm kadarıyla bunlar Başkan Koç’ta ziyadesiyle var.

Benim temennim de Ali Koç’un ki gibi. Dürüst bir yarış olsun, hak eden şampiyonluğu kucaklasın. Futbol camiasındaki kirli ilişkiler açığa çıkarılsın ve futbolumuz arınsın…

Fenerbahçe camiasına da bir önerim var. Ali Koç’un Başkanlığı bırakmasına engel olun…