Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Çankaya Köşkü'nde arkadaşlarına “Yarın cumhuriyeti ilân edeceğiz” demişti. O gece İsmet Paşa ile birlikte 1921 Anayasası'nın bazı maddelerini değiştiren kanun tasarısını hazırladı. “Türkiye Devleti'nin hükümet şekli cumhuriyettir” hükmünün yer aldığı tasarı üzerinde TBMM'de yapılan konuşmalardan sonra cumhuriyetin ilânı kabul edildi. "Yaşasın cumhuriyet" sloganları eşliğinde 29 Ekim 1923'de alkışlarla cumhuriyet ilân edildi.

Cumhuriyet çağdaş, modern, kalkınmış bir ülke idealini hedefleyen bir adımdı. Bunun olmazsa olmazı ise egemenliğin bir zümre veya şahısa değil millete ait olmasıydı. Bu husus, "Hâkimiyet, bilâkaydü şart Milletindir" denilerek vurgulanmıştı. 

Atatürk daha İkinci Meşrutiyet döneminden önce, saltanatın yıkılmasının gerekliliğini ve yerine cumhuriyet rejiminin getirilmesinin zorunluluğunu savunuyordu. Ali Fuat Cebesoy,  Atatürk’ün topçu stajı yapmak üzere, Şam’a gitmeden önce 1905 yılında arkadaş çevresiyle yaptığı bir toplantıda “Bu dava, yıkılmak üzere bulunan bir imparatorluktan, önce bir Türk Devleti çıkarmaktır” dediğini de aktarır.

Atatürk'ün Padişah Vahdettin'le görüştükten sonra söylediği şu ifadeler bugünlere ve herkese ders niteliği taşır:

“O gün anladım ki padişahlar, milletlerinin kaderini değil, ancak şahıslarının huzurunu düşünürler. O gün, Türkiye’yi ancak cumhuriyetin kurtaracağına tamamıyla iman ettim.” 

Falih Rıfkı Atay Cumhuriyet'ten sonraki dönem için, Türkiye’ye özgü şartlardan doğan Cumhuriyet rejiminin bu ülkeye kazandırdıklarına dair şu tespiti yapmaktadır: “Cumhuriyet, durmaksızın aşağıya doğru bir iniş kaderinin durmaksızın yukarıya doğru bir çıkış talihine çevrilmesi demektir" şeklinde dikkat çekici bir tespit yapmıştır.

Cumhuriyet'in 100. yılını bir hafta öncesinden katıldığım bir etkinlikte kutladım. Uzun zamandan beri seyirci koltuklarında program izlememiştim, özlemişim...

Nazım Hikmet Kültür ve Kongre Merkezi'ndeki etkinliğin açılış konuşmasını yapan Başkan Yaşar'ın şu sözleri müthişti:

"Özgür doğma şansına sahip olabiliriz ama özgür yaşamak için mücadele etmek zorundayız. Bize bu özgürlük şansını Gazi Mustafa Kemal Atatürk tanıdı. Cumhuriyet bize her şeyden evvel egemenliğin bir şahsa, bir zümreye, bir sınıfa değil, millete ait olduğu gerçeğini kazandırdı. Cumhuriyet rejimi, ülkemizde bütün vatandaşları kanun önünde eşit sayarak, hiçbir kimseye ayrıcalık tanımayarak, herkesin temel hak ve hürriyetlerini devletin teminatı altına alarak, birleştirici özelliğinin varlığını ispat etti."

Atatürk'ün yaveri Salih Bozok'tan bir anekdot:

Paşa ile Türkçe bilen İngiliz konsolosu arasındaki şu konuşmayı işittim:

“Vali Bay’den ne istiyorsunuz?”
“Tebaamız hakkında teminat istiyorum.”
“Yunanlılar buradayken daha mı emindiniz?”
“Evet.”
“Öyleyse Yunanistan’a gidiniz!”
“İngiltere’ye de mi savaş ilan ediyorsunuz?”
“İngiltere ile aramızda müsalaha (barış) yapılmış mıdır ki harp ilan edip etmediğimizi soruyorsunuz? Hem siz böyle şeyleri konuşmaya selahiyettar mısınız ki bunu bana soruyorsunuz? Ben Türkiye Büyük Millet Meclisi reisi ve Türk Orduları başkumandanıyım. Her şeyi görüşmeye selahiyetim vardır. Sizin de böyle bir selahiyetiniz varsa görüşebiliriz. Yoksa, buyurunuz! .."

Cumhuriyet'in 100. yılını selamlarken "Bana insanlar üzerinde bir doğuş atfetmeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek fevkaladelik Türk olarak dünyaya gelmemdir" diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, silah arkadaşlarını, tüm şehit ve gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.

Kutlu olsun...