Suç Örgütü Lideri Sedat Peker, Ekim’de 2. ölüm yıldönümünde yad edeceğimiz merhum Başbakan Mesut Yılmaz’la ilgili iddialarda bulundu.

Peker twitterden paylaşımında özetle, Yılmaz’a kumar kasedi nedeniyle şantaj yaptığını bu sayede hem hapisten çıktığını, hem de Mehmet Cengiz’den para aldığını öne sürdü.

Mesut Beye yakın bir gazeteci olarak bu iddiada öne sürülenleri duymadığımı belirtmeliyim.

Eski Bakan Sadettin Tantan, Peker in, Yılmaz iddiasıyla ilgili bilgisinin olmadığını, Peker’in iddiası olduğunu vurguladı.

Ertuğrul Özkök, kaset konusunda “Gazetecilik yaptım ama hiç böyle bir şey duymadım bugüne kadar. Ama varsa, var. Ne diyeyim ben yani” dedi.

ANAP’lı bazı isimler yaptıkları açıklamada, "Bu konudan haberimiz yok, anlattıkları o dönem bize hiçbir şekilde yansımadı. Mesut Yılmaz, Peker'in 'beni Romanya ve Bulgaristan'a gönderdiler' dediği devlet ricalinin bir parçası değil. Devlet ricali dediği devlet gücünü arkasına alıp düzenini yürütenlerdir. Susurluk'ta ortaya çıkanlardır. Mesut Yılmaz onların üzerine giden bir devlet adamıydı. Kutlu Savaş'a hazırlattığı Susurluk raporu da bunun kanıtıdır. Sedat Peker, Mehmet Cengiz'le hesabını Mesut Yılmaz'ın adını karıştırmadan görsün” dedi.

Peker’in iddiasının doğru yada yanlış olduğunu tartışmak istemem. Ama “Peker neden rahmetli olan bir lideri kavgasına konu etti? Neden bu açıklamayı şimdi yaptı?” sorularının yanıtları aydınlatıcı olacaktır sanırım.

Peker ilk açıklamalarına Süleyman Soylu’ya kızdığı için başlamıştı. Aradan geçen zamanda çok sayıda iddiası oldu. Soruşturma filan açılmaması dikkat çekti.

Semih Tufan Gülaltay, Peker’in 90 civarında adamının kısa süre önce serbest kaldığını açıkladı.

Peker’in, Yılmaz-Cengiz açıklamasının bu esnada olmasına anlam kazandıracak bir gelişme bu. Buradan “Peker adamları bırakılınca kendince kıyak yapma gereği duydu” değerlendirmesi çıkabilir. Zira, Peker’in, Yılmaz – Cengiz iddiası sonuçta Ak Parti’nin işine yarayan beyanlar. O ifadelerden sonra “Bu rezillikler Ak Parti’den önce de varmış” gibi bir hava çıkar. “Peker makas mı değiştiriyor?” sorusunu soranlara rastladığımı da belirtmeliyim. 

Peker’in Mesut Bey ile ilgili iddiasına konu olan zaman diliminde Ecevit’in Başbakan olduğu azınlık hükümeti iktidardaydı. Adalet Bakanı da Hikmet Sami Türk idi. Anımsatmak istedim. Mesut Bey iktidarda değildi anlayacağınız.

Mesut Bey sonradan görme zengin değildi. Aileden varlıklıydı. Kumar oynardı. O da onun eğlencesiydi.

Mesut Bey buna karşın iyi yetişmiş, dünyayı bilen, çocukluğundan itibaren Türkiye’yi yönetmeye kendini programlamış, memleket diye bir derdi olan liderdi. Keşke şu ülke Ak Partiye 20 yıl verdiği tek başına yönetme yetkisini 5 yıllığına Yılmaz’a verseydi. Pek çok problemi ortadan kaldırırdı Mesut Bey. Halkımız genelde popülist, aldatan siyasetçilere rağbet ettiği için Yılmaz’ın devlet adamı profilini maalesef anlayamadı.

Mesut Bey çetelere savaş açan da biriydi. Suç örgütlerinin onu hazmedememesi bu açıdan normaldi.

MİT eski Müstaşarı Şenkal Atasagun, dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’dan aldığı ilk talimatın organize suç örgütleriyle mücadele olduğunu, bunun üzerine çeteleri görevleri olmadığı halde bir yıl izlediklerini açıklamıştı. Atasagun, "MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nden yedi kişilik özel bir ekip oluşturduk. Alattin Çakıcı, Sedat Peker, Sedat Şahin ve Kürşat Yılmaz’ın aralarında bulunduğu 12 kişiyi bir yıl süreyle yakın takibe aldık. MİT’in çalışmasında çeteler yoktur" demişti.

Türkbank ihalesi ekseninde Yılmaz’ın başına sarılanlar da bana göre bir komplonun parçasıydı. Hükümet düştü, Yılmaz, Yüce Divan’da yargılanıp aklandı.

Hüsamettin Özkan, "Alaattin Çakıcı ile Korkmaz Yiğit arasındaki ilişkiyi bilseydik, bu duruma gelmezdik. Bununla hükümetin düşmesini sağladılar" açıklamasında bulunmuştu.

Mesut Yılmaz, “Ben yapamayacağım şeyleri söylemem” diyendi…

Mavi Akım’ın ABD çıkarlarına aykırı olduğu için iptal edilmesini isteyen ABD Büyükelçisi’ne, “Benim ülkemin çıkarlarına uygun” diye kapak yapandı…

Teröristbaşı’nın Rusya da olduğu sırada Başbakanlık binasına gelen Rus Büyükelçi’ye soğuk terler döktürendi.

Kusursuz biriydi demiyorum. Ama Türkiye standartlarına göre çok yukarıda biriydi Mesut Bey…

Sedat Peker’in Mehmet Cengiz’le veya başkalarıyla hesabı olabilir. Rahmete kavuşmuş Mesut Yılmaz’ı bu hesaplarına karıştırmasını yadırgadım. Şık da olmadı…

Bitirmeden önce şu hususu da hatırlayalım…

Binali Yıldırım, oğlunun Singapur'da kumar oynarken çekilen görüntülerinin basına yansımasından sonra, kendisine karşı siyasi bir operasyon olduğuna ilişkin kuşkuları bulunduğunu belirtmiş, görüntülerinin yayınlanmasını özel hayata saldırı olarak nitelemişti. Şöyle diyordu:

“Belden aşağı siyaset artık çok modası geçmiş bir siyasettir. Bunu tekrar ihya etmek isteyenler büyük yanlış içerisine düşerler. Siyaseti aile üzerinden, çocuklar üzerinden yapmaya kalktığınız zaman bunun bedeli herkes için ağır olur. Bunun ülkeye de siyasete de katkısı yok. Kavga edilecekse, kavganın da bir ahlakı var. O ahlaka riayet etmek lazım. Özellikle internet ve sosyal medyanın hayatımıza girdiği bu günlerde algı oluşturma çok moda oldu. Herhangi birini yargısız infaza tabi tutup, itibarını zedeleyebilirsiniz. Bize düşen insanların kişilik haklarını korumak, özel hayatlarına saldırı olmasına izin vermemek, tüm bunları yaparken düşüncelerini ifade edebilmesine de sonuna kadar özen göstermek.”